uykusuz anne etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
uykusuz anne etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Aralık 2018 Pazartesi

Büyük ve küçük kaygılar; ben ve benim oğlan

Her zaman kaygısı yüksek bir insan oldum. Hani herkeste bir parça görülen; yeni bir ortama girince huzursuz olma, düzenini değiştirmemek için direnme, belirsizlikten hoşlanmama hallerinin dışında bir kaygıdan bahsediyorum. Bu zıkkım yüzünden üniversite dönemlerinde (hiçbir işe yaramasa da) ilaç kullanmışlığım bile var. Hoş, o dönemki kaygı hastalık korkusu ile karışmış, panik atağa döndüm döneceğim tarzı bir şeydi… Bende hep devam eden o “uyuz kaşıntısı kılıklı” kaygı ise daha farklı. Benimki dışarıdan pek de belli olmayan, beni yakından tanıyanların tarifiyle baykuş bakışlar ile kendini belli eden, pek çok kişi için biraz sıkıntı vermenin ötesine geçmezken beni içten içten çürüten bir tuhaf hal.
Çok zamandır bu hallerimi epey geride bıraktığımı zannediyordum ya da geliştirdiğim yönlerimle bu kaygıyı dengelemeyi başarıyor ve beni dibe çekmesini engelliyordum. Ne bileyim işte, gelişen girişkenliğim, çok okuyarak elde ettiğim o “ne yapılacağını biliyorum rahat olabilirim” hissi, düzeni bozmaktan korkarken bir taraftan da çılgınlık iyidir diye kendimi itekleyerek bir anda mutlu olma halleri, hayatımı sadeleştirerek kazandığım rahatlamalar, maneviyatımı güçlendirmek için arayışlarım ve tabii yavrudan sonra gelen 10 kaplan gücündeyim düşüncesi ve yamulta yamulta bana öğrettikleriyle epey rahatlamıştım.
Peki, şimdi ne oldu da yine bu kadar kaygılıyım?
Çünkü yavru kocaman (ya da küçücük mü demeli) bir kaygı yumağına dönüştü!


Mutter und Kind by Robert Noir (1864-1931) demiş Google... Tanımam etmem ama içimi bi acıttı
Benim duygusal böcüğü “olduğu gibi” kabul etmiştik zaten. Anası böyle babası böyle, malzeme bu, ne olacaktı ki demiştik… Bize küçükken pek de tanınmayan o duygularını anlama, tanıma, kabul etme ve onları belli edince kabul edildiğini hissetme şansını ona tanımak için elimden geleni yaptım şimdiye kadar. Duygularını çözemediğini ya da ifade edecek sözcüğü bilmediğini fark ettiğimde onun için dile getirdim, üzgünsen kucağıma gelip ağlayabilirsin dedim, öfkeli olduğu zaman şimdi çok kızdın biliyorum sakinleşmen için ben buradayım dedim ve bekledim, asla onu bastırmadım ya da sen erkeksin imasında bulunmadım. Bunun için de gururla kendi sırtımı sıvazladım çünkü karşılığını aldığımı düşündüm: Bana güveniyor ve olduğu gibi davranmaktan hiç çekinmiyordu yavru. Daha ne olsun. Ne zaman bir topluluğa girsek herkesin ilk teşhisi olan “aaaa çok duygusal” cümlesinden bu nedenle hiç rahatsız olmadı(k)m.
Fakat sıkıntı topluluğun kendisi ile ilgili olmaya başlad. Belli gelişim dönemlerinde çocuklarda olan insanlardan korkma, çekinme dönemleri dışında da ciddi sakınmaya girdi yavru. Parka gittiğimizde başka çocuklar varsa oyuncaklara yaklaşmama, biri bağırınca (kendi arasında oynayan çocukların bağrışması) aşırı rahatsız olma, ağlayan bir çocuk görünce hemen ağlama. Bu belirtiler bazen çok şiddetlendi bazen de çok azaldı ve buna da “olabilir” dedik. Bağırarak konuşan ya da “konuşamayan” akranlarından aşırı kaçınma, elinden bir şeyi çekip alan olunca aşırı şekilde üzülme (Asla yavrunun bir başka çocuğun elinden bir şey çektiğini görmedim. Her zaman bakabilir miyim diye soruyor ve beni deli ediyor), hem diğer çocukla oynamak isteyip kıvranma hem de beni gölgesi gibi dibinde isteme, ortamdaki en ufak ses ya da gerginlikten hemen etkilenme ve kaçma hali gibi şeyler ise hiç geçmedi. Yakın arkadaşımın 6 aylık bir bebeği var, bebek ağladığı anda benimki ondan çok ağlıyor. Ne zaman onlara gitsek neredeyse benimkiyle yaşıt olan kızının ilk “değişik” hareketinde benimki iki gözü iki çeşme ağlıyor ve eve gittiğimizde bile bir süre o olayı sayıklıyor. Bunları yakın çevreme anlattığımda herkes; biraz hassas, zamanla geçer demekten dışında bana yardımcı olmuyor.
En son geçen hafta sonu çevremde anlatmaya çalıştığım şeyi nihayet anlayan birilerini gördüm. Bu bahsettiğim arkadaşımda buluştuk çoluk çombalak.  En büyüğü benimki olmak üzere 4 çocuk,7 kadın. Daha ilk dakikadan benimki üstüme kedi yavrusu gibi tırmandı. Bebek ağladı benimki ağladı. O geçti, biraz oyuna daldı (tabii beni dibinden ayırmıyor) arkadaşımın kızı elinden tutup çekiyor koltuğun arkasına saklanalım diye benimki korkudan altına edecek, o geçiyor, ufaklıklardan ötekisi kafayı masaya çarpıyor, annelerden biri amaann diye sesleniyor çocuk azıcık ağlıyor benimki titreye titreye ağlıyor! Neyse sakinleştirip sofraya oturuyoruz, bir dilim muhallebi pasta yemesine izin veriyorum sakinleşsin diye, yarısını yedikten sonra eve gidelim diye yalvarmaya başlıyor. Babasını arıyorum gelip alsın diye ve çocuğum biraz akran görsün isimli hikâye 1 saatte bitmiş oluyor. Bu arada tüm bu olayların arasında yetişkinlerle gayet güzel konuşuyor, oyun oynuyor, onlara hemen 5 dakikada ısınıp sohbet ediyor, aradaki ağlamalı durumlar sırasında ve sonrasında söylediklerini duyan arkadaşlarımın gözlerinden kalpler çıkıyor. Sonunda diyorlar ki senin anlattıklarını şimdi anladık. Bu kadar hassas olduğunu bilmiyorduk. Bir tanesi çok güzel özetliyor; “öyle bi bakıyor ki eğer elimden gelse onu üzen her şeyi uzaya fırlatırdım”…
Bu arada bebekliğinden beri süren araba koltuğu direnci başka bir boyut kazandı bu sefer de. Hızlı hızlı nefes alma, renginde sararma, sürekli ağlamaklı haller, ben çok sıkılıyorum arabada diye söylenip söylenip sonunda sonsuz bir ağlama sürecine girme, mola versek bile kendine gelememe… Böyle anlatınca her çocuk arabadan sıkılır diye geçiştirilecek bu haller en sonunda aile içinde de fark edildi. Bu çocuk neden bu kadar kötü oluyor arabada? Bence resmen bir anksiyete nöbetine giriyor! Belki de sadece araba tutuyor evet, ama kusmuyor?
……………………………………….
İşte bunları yazdıktan ve bir türlü yayınlayamadıktan sonra başka şeyler de oldu. Tabii ki uykuyla ilgili. Elbette uykuyla ilgili. Başka ne ile ilgili olabilir ki! İlla ki uykuyla ilgili.
Çok sinirim bozuk.
Baya baya öfkeliyim şu an.
Yalan mı söyleyeceğim hissettiğim şey öfke. Empati de kalmadı sakinlik de kalmadı. 32 aylık bir çocuğun hala uyku sorunu yaşıyor olması ve artık uykusuz kalmak düşüncesinin bile beni çığlık çığlığa bağırtacak hale gelmesi DIŞINDA bir de bu durumu şu yukarıdaki halleri ile bağlama eğilimindeyim. Uyumamak adına her haltı yapsa da sizin yatağınızda uyuyalım dememişti daha önce hiç. Şimdi de ona başladı. İki gecedir normal uyku saatinde uykuya geçtikten sonra uyanıyor ve geri uyumuyor. İlk gece balık dokundu sandık, epey yemişti çünkü, bir uyandı ki su gibi terlemiş, çok huzursuz, geri uyuyamıyor ve boynuma ahtapot gibi sarılıp nolur babamın yanında uyuyalım diyor, yatağa götürdüm, hemen uyudu ve sık sık panikle kalkıp anne?! Diye bağırarak nerede olduğunu kontrol etti. Dün gece desen aynı, yattıktan yarım saat sonra kalktı ve önce benimle birlikte odasında uyumak için diretti. Aldım odasında yerde duran büyük minderde birlikte uyuttum. Ama kalkmaya davrandığım an uyanıyor. Hatta sanki hiç uyumuyor gibi ya da otobüs uykusu misali uyur ama farkında gibi… Elbette minderin üstünde her yerim tutuldu. Sayısız denemeden sonra her kalkma çabamda uyanınca aldım yatağa götürdüm yine sinirle. Zaten ikide bir uyanıp ne kadar süre dalmaya çalıştık bilmiyorum, o ortamızda yatarken ben yatağın en uç kısmına sıkışmış halde yine sabaha kadar düzgün dalamadım. Sabah uyandığımızda içimden tek geçen oğlana kızmamak için kendimi tutmaktı.
2,5 yaşında çocuğa gece neden uyumadın demek ne kadar aptalca değil mi? Ama öyle yapmak istiyorum. Sabah yüzümü gözümü toparlayamadım, o da moralimin bozuk olduğunu fark edip türlü şirinlikler yaptı. Vicdan azabından gebermekle kolundan tutup “lan oğlum yeter kendine gel!” demek arasında bir duygu durumundayım.
Bu kadar çok öfkelendiğime göre kesin kendimden de şüphe ediyorum.
Neyi göremiyorum?
Neyi yanlış yapıyorum?
Sadece abartıyorsam, neden başa çıkmayı bilemiyorum?

11 Mayıs 2018 Cuma

Uçan memeli

Ön bir uyarı olsun diye söylüyorum, yazının konusu kadın ve erkeklerin uykusuzluğa yaklaşımı ve tahammül kapasitesi. Bir de cinayet sebepleri.  “Yine çocuğunun uykusuzluğunu anlatacak off yeeaaaa” diyecekler okumayabilir. “Ahahahah kocasına süper giydirmiş ama aynı zamanda, çok eğlenceli” diyecekler devam edebilir.
Şurayı düzenli okuyan sınırlı sayıda kişinin bileceği gibi yavru uykusuz bir baykuş. “Çook geç saatlere kadar uyanık kalan, aşırı huysuzlanan, yanımda yatmak isteyen bir çocuk” falan dersem çarpılırım. Ama kim bana, “bunda ne var benim eltimin oğlu şöyleydi böyleydi seninki de bişey mi…” gibi cümleler kurarsa o da çarpılır- ağzına doğru uçan bir terlik tarafından- işte burada bir anlaşalım.
Bu yavru şu an 25 aylık, ilk olarak 4 ay civarı gece uyanmalarındaki dehşetli artışla birlikte başladı her şey. İlk aşamada ben şok olmuş ama geçecek geçecek diye kendimi avutmaya çalışmıştım. Geçmedi. En iyi zamanlarda gece en az 3 kez kalkıyor ve en az 40 dakika kadar emmek ve orada iyice sızmak istiyordu. Sonra da sabah 5.30’da kurulmuş saat gibi uyanıyor, salla, pışpışla, emzir, başında bekle yapmazsam asla 6.30-7.00’ye kadar yatmıyordu. Yani şöyle bir hesap yaparsak her gün sabah (gece?) zaten 5.30’da uyanıyor ve gece en az 3 kez kalkmış oluyordum. En uzun uyuduğum kesintisiz uyku 2 saat falan oluyordu. Toplamda 6 saate ulaşmış olmak için yavrunun arkasında yemek falan yemeden yatmam gerekiyordu. Paragrafın başında “en iyi zamanlarda gece 3 kere” dedim, onu hatırladınız mı?
En kötü zaman hakkında yazmak istemiyorum, çünkü yazıyı şu an iş yerinde yazıyorum, höykürerek ağlamamın nedenini açıklamam zor olabilir.
Bu böyle 19 aya kadar gitti.
Zaten yavru 19 aylıkken artık yat-kalk-emzir-salla-al-koy döngüsünde boynum (belime kadar) sakatlandı. Fizik tedaviye falan gitmem gerekti, korkunç acılı bir süreçti. Bu 19 ay içinde tabii ki bazı kısa dönemlerde düzelmeler oldu fakat artık boynumdan kuyruk sokumuma kadarki alanda bir kasın boydan boya iflas ettiğinden bahsediyorum. Neyse, 19 aylıkken gece emzirmesini kestim, gözle görülür bir iyileşme oldu tabii uyku düzenleri(miz)nde.
Yine de yavru haftada en az 1-2 gün, gecenin kör bir vakti kalkıp, hey heyyy oturmaya mı geldik 2 saat coşalım modunda takılmaya devam etti.
Ehh, bir aydan fazla oluyor, emzirme işi de tamamen bitti ya, gece uyanınca yavruyu kocama havale etmeye başladım. Zaten garip bir şekilde gece ben yanına gidince ayılan çocuk, kocam pışpışlayıp gelince çat diye uyuyor.
Bu hafta son azıların gelişinin şerefine sanırım, yavru gece 2-3 kez kalkmaya başladı yine. Ben de kocamı dürtmek suretiyle (yavru vıkk deyince uyanıyor sanmadınız herhalde?) yavrunun yanına gönderdim.
Sonraki akşam kocam bana şahane bir cümle kurdu. Gece 2 kere uyanmış ya (yanına gidip, oğlum ben buradayım hadi uyu dedi ve 30 saniye içinde geri geldi, daha yatağa uzanırken uykusuna kaldığı yerden devam etti), tekrar edeyim; gece 2 kere uyanmış ya, iş yerinde sersem gibi olmuş, başı ağrımış (kıyamam), bu gece onu kaldırmasam olur muymuş?
Buna bi’ kükredim! “Ben 19 ay boyunca gece 2 saat kesintisiz uyusam göbek attım, 2 kere gözünü açtın diye şikayet mi ediyosun yaaaaaaaaaaaa… “ dedim.
O da, “sen yarasa gibi oldun artık, alışıksın, tek uçan memeli yarasa biliyosun di mi, sana koymaz” dedi.


Kesin anne yarasadır bu, yavru tepesinde baksana

Bunu baya sırıtarak falan söyledi.
Bu harika esprisini de birkaç gündür sürdürüyor.
Gerçekten evliliğin sırrı cinayet işlememek arkadaşlar. Hatta işkence cinayeti işlememek. Planlı, maksatlı ve zevk alarak bunu yapmamak.
Yahu ben diyorum aramız düzeliyor ne güzel de, biraz insan gibi yaşamaya başladım da, hayat pembik de laylaylayyy…
İnsan nasıl bu kadar empatiden yoksun olabilir gerçekten anlam veremiyorum. Bu adam da benim her fırsatta övdüğüm, çok düşünceli hakkını yemeyim diye savunmaya geçtiğim adam.
O dönemlerde bana ara ara diyordu ki hep yorgunsun, sürekli bezginsin, eskiden hiçbir filmi kaçırmazdık ben akşamları yalnız oturuyorum.
Ne yapayım yahu ne yapayım, hayatta kalacak kadar uyumaya çalışıyordum.
Hep şu ayrımı yapmaya çalışıyorum kendimce; hormonlar, fiziksel bağlar (emzirme gibi), toplum tarafından bize biçilmiş ve işlenmiş bazı annelikle ilgili görevlerin yarattığı bilinçaltı hallerimiz, evet biraz da yaratılışımız, bizi (anneleri) bu zor haller konusunda daha dirençli hatta bazen gönüllü kılıyor.
Bunları al bir kenara koy. Peki artık şartlar eşitlenmişken; emzirme bitmiş, 2 yıl olmuş e artık babalık öğrenilmiş, yavruyla tam ve düzgün bir bağ inşa edilmiş, ikimiz de sabah kalkıp işe gider olmuşuz, sen niye 2 kere uyanınca ay yazık da ben batwoman oluyorum hacı? Neden?
Bunun adı düpedüz işine gelmemektir.
Çıtkırıldım, ah yoruldum, ben anamın bi’ tanecik oğluyum (5 tane) ben yapamamcılıktır.
Kocaaaa, okuyo musun?
Bak bu yaptığın şey yamuktur.
Çok YORGUNUM.
Anlıyo musun?
Yarasa kadın bi gece delirip seni tırmalamasın.
Öptüm.

3 Kasım 2017 Cuma

Sen Mızmızsın mızmız kal!

Taslaklarda bir yazı duruyor; “… bu kadar uykusuzluğa ve kendime 10 dakika zaman ayıramadan yavrunun peşinden yatağa koşmama rağmen depresyona girmedim, aman da aferin bana, ne kadar da iyimser olmaya başladım…” falan diyor. Yayınlayamayacağım için burada gömebilirim kendi yazdığım yazıya.

Hayır da, otuz küsur senelik Mızmız, iki hafta iyi idare ettin diye kendini ne zannettin? Hayata küsmeyince ne oldum sandın? Ayol iyimserlik senin neyine? Tamam, 16lık melankolik çiçek değilsin artık ama ayıp yahu, eşek kadar oldun, o kadarcık da düzelmiş ol. Üstelik bir de ruh hali seninkine endekslenmiş bir insan yavrusu var evde, herhalde hofff pofff diye gezemeyeceksin. Ay kendime gıcık kapıyorum şu an. Hemen vermiştim coşkuyu, galiba biraz da inanmıştım artık gerçekten daha olumlu bir insan olduğuma. Ta ki, bu hafta 5. kez gece yarısında kalkıp geri uyumayan yavruyla uğraşıp sinir krizi geçirene dek… En sonunda “aaaaa yeterrrrr uyu artık oğluuummmm” diye bağırdım. Tabii sonraki üç gün falan müsait olduğum anlarda ağladım ve kendimden nefret ettim.
Sonuç olarak hala kendime sinir oluyorum ama üzgünüm, yavrunun bu çözülmek bilmeyen uyku olaylarına da sinir oluyorum. Yeter yahu, cidden yeter. Karşıma alıp, “dana kadar oldun evladım, uyumalısın artık, ben de normal insanlar gibi yaşamalıyım; ay bu gece kaç kere kalkacak, şimdi yatarsam 13 dakika kazanırım, 5 kere kalkarsa şu kadar uykusuz olurum, kalkar da uyumazsa iş yerinde perişan olurum diye düşünüp gerilmeden kafamı yastığa koymalıyım” diye anlatasım var. Anlatsam büyük ihtimalle alacağım cevap “Anne uyku? Nen nen? Hayırrrrrrr… Anne meme? Memeeeeeeee” şeklinde olacak.
Bu ara her olayın başı ve sonu, her kavuşmanın neticesi, her ayrılığın öncesi “meme”. 18 ay kontrolünde doktoru uyarmıştı; anneye yapışabilir, babayı itebilir hatta babayla rekabete başlayabilir, uykular sorun olabilir ve 2 yaş sendromu öncesi ilk sinyalleri görebilirsiniz diye. Sağolsun, literatürde yer alan hiçbir bağlanma atağını atlamayan oğlum bunu da atlamadı. Cafcaflı 18 ay bağlanma atağını dibine kadar yaşıyoruz; yavru, ben ve meme. Baba bu sırada, artık gece ben kalksam da seni istiyor gerekçesi ile sabaha kadar horul horul uyuyor ve sabahları da “yorgun” uyanıyor. Yüzünde uykusunu iyi almamış insan ifadesini görünce yastığı kafasına atmak (hatta yastığın da üstüne oturmak)  istiyorum. Uyuyan herkese sinir oluyorum, gece apartmanın zillerini çalıp kaçasım var mesela, kimse uyumasın! Neyse konuyu dağıttım, atak diyordum, kafama tuğla atılmış gibi beynimi zonklatan atak. Geçecektir yakında diye ümit ediyorum. 12-13 ay civarı da yaşamıştık bir benzerini… Bu şiddeti azaldığı anda ilk yapacağım gece emzirmesini kesmek. Çünkü artık ne fiziksel ne ruhsal olarak dayanamayacağımı anladım, zaten bunu yapmazsam 2 yaşına kadar emsin düşüncemden de uzaklaşacağım. Şu vakte kadar onun duygusal olarak ihtiyacı olduğunu hissettiğim hiçbir şeye müdahale etmedim, kendiliğinden geçsin diye bekledim. Yine vicdanım ve tahammülüm arasında sıkışmış durumdayım, ne olacak bakalım, göreceğiz.
Bunun dışında her şey aynı; günlük telaşlar, işler güçler, her sabah hava soğuk yaa oflamaları, küçücük çocuktan 10 saat ayrı kalınır mı yaaaaa diye bağıran iç ses, sanki önceden iyi uyuyan bir çocukmuş gibi ahh acaba beni özlüyor da ondan mı gece uykuları böyle oluyor diye vicdan parçalamalar…
Bu da bir iç dökme ve başarısız bir iyimserlik denemesinin sonucu olarak burada dursun. 

2 Temmuz 2017 Pazar

Benim depresyonum seninkini geçer

Hani bir laf var sosyal medyada dönüp duran, bir çocuk büyütmek için bir köy gerekli diyordu... Atasözüydü sanırım bir medeniyetin... Bir köy gerekli mi bilmem ama bir anneanne ve dede gerekli o kesin benim için. 5 haftalık memleket tatilini bitirip Ankara' ya döndük. Şu an maaile depresyondayız galiba. Hatta yavruyla ben yarışır haldeyiz kim daha çok somurtacak ve huysuzluk edecek diye. Çünkü eğlence bitti.

Yavru sabah 7.30 itibariyle bahçeye iniyordu ekip arkadaşlarıyla. Çiçek suluyor (hortumu tutup etrafı ıslatmak ya da su bidonlarını devirmek), otları çapalıyor (dede ot çapalarken bir ucundan tutarak iş yaptırmamak) ya da balkondan aşağı attığı mandalları sepete topluyordu (sepete doldurup yukarı çıkmadan evvel tekrar boşaltmak). Hiçbir şey yapamazsa, kumları alıp kafasından aşağı dökerek eğleniyordu. Ben de o sırada evde uyuyordum. Uyku. Uyumak. Mmmhhh çok güzel bir şey, daha döneli 2 gün oldu ve burnumda tütüyor... Neyse işte, gece bazen 1 bazen 5 kere de uyanmış olsa sabah fazladan 2 saat uyuyordum, ta ki "meeemeeeeeaaaaa" diyerek odamı çamurlu elleri ve ayaklarıyla basana kadar. Fazladan uyku uyumuşum, aldırmıyordum tabii.

Geldigimizden beri gece beş yüz kere falan uyanıyor. Ankara sıcak, bizim ev çok sıcak... Tüm gün güneş alıyor ve cayır cayır yanıyoruz. Hem sıcak hem de eve yeniden adapte olma derdi ile çok kalkıyor biliyorum. Ama uykum var... Sıcak yüzünden evden çıkamadık doğru dürüst. Park aktiviteleri de kesmedi tabii yavruyu, nasıl kessin? Orada en az 5 posta geziyordu. Günün finalini bahçede son kez kum banyosu yaparak tamamlıyor yıkanıp uyuyordu. Geldigimizden beri patladı çocuk. Ağlayıp duruyor ota moka... Ben de ev topluyor, çamaşır yıkıyor, yemek hazırlıyor ve aralarda bel/sırt ağrılarım yine başladı diye sızlanıp duruyorum.

Ay çok mutsuzum.

Biliyorum bir kaç güne geçecek ama çok mutsuzum. Yarın pazartesi, koca işe gidecek ve evde sabahın köründe başlayacak bir gerilim filmi olacak.

Galiba hem mutsuzum hem korkuyorum.

Baştan okumak gelmedi içimden, yayınlıyorum.


27 Şubat 2017 Pazartesi

16) 17) uyku..

En sinir olduğum şeylerden birini yapıyorum şu an; zamanında yapamadığım ama aklımdan da çıkaramadığım bir şeyi içime sinmeden tamamlıyorum: soru 16 ve 17 yi...

Hoş, bu geç kalış sorulara vereceğim cevabı değiştirmedi. Hatta bizzat kendisi bu geç kalışta pay sahibi. Bir şey çizmeye de acayip üşendim, işte halimin hazır çizilmişi:



Evet uyumak istiyorum. Kesintisiz 5-6 saat. 10 aydır bunu sadece bir iki kez yaşadım.

Ve 17. Sorunun cevabı: biliyorum cok küçük düşünüyorum şu an ama beynimin yarısı uykusuzluktan kurumuş cevize benziyor... Kendi kendine uykuya geçen, huzurla güzel güzel uyuyan yavruya ve elbette tatlı uykuya kavuşmayı istiyorum!!!

Öcü!

İnsanların neden birbirine “öcü” gibi baktığını anlamakta zorlanıyorum. Ben de sıradan bir insan olarak bazı şeylere şaşırmaya, tanıma...