Dün kardeşim beşyüzmilyonuncu "foto yollasanıza yeeaaa!" tacizinden sonra ( tabii ki foto dediği şeylerin hepsi yavruya ait, bizim olduğumuz bir kare görmek istediği falan yok) internet kotamı aşan gönderilerimden memnun olacak ki, "ee siz ne yapıyorsunuz? Çocuklu tatil nasıl?" diye sordu.
Niyeyse şaşırdım bir an. Aynı anda da bu soruya şaşırdığım için çok mutlu oldum. Hala geceleri uyanıp beni zombi gibi gezdirse de yavruyla birlikte tatile çıkmıştım ve hiç de şikayetçi değildim!
Doğduğu sene yaz tatili zamanlarinda 3-4 aylıktı ve değil tatil yapmak evden bile çıkamıyordum. Çünkü gündüz meme emmeyi reddeden ve açlıktan ağlayan, uyumayan, uyumadıkça delilenen bir yavru ve ne kadar berbat bir ruh halinde olduğunun tam farkında bile olmayan bir anne ikilisiydik biz.
Geçen yıl bahar sonunda herşey dahil kısa bir tatil yapmıştık ve ikincisine cesaret edememiştim. Her şey bir yana uçakla hemen varılan o yoldan sonra, oto koltuğunda 15 dakika bile oturtamadığımız çocukla yola çıkmak gözümde büyümüştü.
Bu yaz, evet 9 saat yolculuk biraz korkutucu gelmedi değil ama, her şey kendiliğinden oldu,uzun uzadıya düşünmedim bile tatil konusunda. Üstelik çok da keyif alıyorum. Şurada 10 dakika güneşleneyim dediğimde ya üstünden sular akarak "anneeeaaasiii hadi gelsene denizeee" diye üstüme atlıyor ya da tüm kumu yeni kremlediğim bacaklarıma ve karnıma sanat eseri yapmak için kullanıyor ama olsun. Beklentim 10 dakikacık olunca sorun olmuyor sanırım. Belki de beklentim sadece "birlikte" mutlu olmak olduğu için sahili boydan boya 3. kere koşarken hala gülüyorum...
Bu aralar hayır demeyi azalttı derken, kollarını çarpraz yapıp olmaaazzzz demeye başlayan ve bu da yetmemiş gibi her cümlesinin başına "off yaaa" ekleyerek herkesi dönüp bize bakmaya mecbur bırakan yavrumla gayet uyumluyum.
Kardeşime, "biliyorsun oğlan eziyetli bir çocuk değil, kendine has uyuzluklarını da idare ediyoruz o yüzden tatil güzel" diye özetledim. Hayalimdeki annesin yazmış, eh biraz da gururluyum.
Sonuç olarak çocuklu tatil güzel.
Yavrunun büyümesi mucizevi bir şey gibi beni büyülüyor.
Haa ama yine de, tatil ya da değil, hala gece deliksiz uyuyacağım günleri bekliyorum.
çocuklu hayat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
çocuklu hayat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
6 Eylül 2018 Perşembe
2 Temmuz 2018 Pazartesi
Benzetmelere gel!
Ressssmen dilim şişti. Hani böyle konuşmak istersin istersin ama kimse yoktur, dedikodular birikir içinde dağ olur ama çıtlatacak kimseyi bulamazsın, kafan çingene çadırına döner anlatıp rahatlayamazsın… Hah! İşte öyle oldum şu son iki haftadır. Bin bir çeşit şey var aklımda yazmak istediğim fakat ya zaman yok ya da yazmak için sıraya koyamıyorum.
Mesela çok hevesle sipariş ettiğim kitaplardan 2’si geldi, biri D&R’ın nedensiz iptali ile elime ulaşamadı. Birini şu sürece rağmen bitirdim. Hayatın mı değişti derseniz, değişmedi henüz, ama değişeceğine dair içimde arsız bir çiçek gibi umut çoğaldı.
Mesela çok hevesle sipariş ettiğim kitaplardan 2’si geldi, biri D&R’ın nedensiz iptali ile elime ulaşamadı. Birini şu sürece rağmen bitirdim. Hayatın mı değişti derseniz, değişmedi henüz, ama değişeceğine dair içimde arsız bir çiçek gibi umut çoğaldı.
Tabii diğer taraftan her şey minnak evrenimdeki kadar minnoş değildi. Ben de güzel memleketimizin “yamulan kitlesi” nden biri olarak bayram sonrası ilk bir haftayı içine metan gazı basıla basıla şişmiş ama “patlayamamış” gergin bir balon gibi geçirdim. Seçim ile ilgili bir şey okuduğumda histerik bir gülme geldi, ağlayamadım.
İncelemesini bitirip sisteme yüklemem gereken projeler vardı, kendimi onlara verdim. Bayramın ikinci günü bağımsızlığını ilan eden sümüklerim burnumun önüne ve arkasına çılgınca akarak fiziksel olarak da yamulmamı sağladı. Sesim kısıldı, halsizleştim, ne yaparsam yapayım yaşatamadığım ve bir şekilde ince ince solup kuruyan orkidelerime benzedim.
Sağ olsun yavru da bu süreçte bana çok destek çıktı; sinir krizlerini çifter çifter geçirmek olsun, insanı eşekten düşmüşe döndüren tuhaf diyaloglar yaratmak olsun, durup durup kafa göz yarmak olsun, her türlü maharetini sergiledi. Örnek vermek gerekirse:
- Banyodan çıkarken havluya sarıp kucağıma aldığımda babası ayaklarına su döker sonra benden alıp içeri taşır. Banyo rutininin sonu bu (rutinin başında da Kızılderili dansına benzeyen bol kafa sallamalı bir dansla banyo-banyo! banyo-banyo! diye çığırarak ortalığı inletmek var). Neyse, o gün bu sıralı işlem aksadı ve tam babasının kucağında içeri giderken “ayağımı yıkıyacaaaaammmm” çığlığı yükseldi. Geri dönünce “yıkamak istemiyooooom”, banyodan çıkınca “Ayaaağııııım! Yıkayın ayağımııııı”, geri dönünce…daha yazayım mı?! En son zorla odaya taşıma, deli gibi ağlayarak ve çırılçıplak halde ayaklarını yıkamak için banyoya koşma, kapıyı haşırt diye ayak parmağının üzerine çekme ve acıdan morarana kadar ağlama durumunda kalan bir yavru. Sinirleri laçka olmuş; üstüne basılmış domatese benzeyen ana-baba. Hikâye tabii bitmedi; gece 2’de uyanıp “beni kucağına aaaall”, “hayııırr almaa bırak yatağımaaa”, “baba giiitttt” - “babam nereye gitttiiiinnn” diye kör karanlıkta çığlık çığlığa ağlama… “gece gece neeee bağırıyosun çocuğum yaaaaa!” diye dellenen anne. 30 dakika ikna çabası ve kapanış. Biri bana gece uykudan uyanıp kaldığı yerden sinir krizine devam eden çocuğun normal bir şey olduğunu söylesin lütfen. Lütfen ama bak: İhtiyacım var.
- Uykudan önce sakince pijamalarını giydirebilmek için anlatılan hikaye, fıkra ve bilimum saçmalıktan sonra “haydi bakalııım, şimdi iyi geceler diyelim” lafını duyunca bir anda ciddileşti yavru… “Babası, seninle biraz konuşabilir miyiz?” şeklinde bir soru sordu. 10 senedir tanıdığım adamdan daha önce hiç duymadığım o tatlı ses tonuyla cevap geldi “tabii konuşabiliriz oğlum, ne oldu anlat bakalım?” (Bu arada sanki karşısındaki yavru 2 değil de 22 yaşındaymış ve tefeciye dadandığını falan söyleyecekmiş gibi bi hallerde). Sonra yavrunun cevabı “hadi domates olur musun babası?” ! Özetle sebze ve meyve taklidi yaptıkları o salak oyunu oynayarak uykuyu ertelemeye çalışan manipülatif pandanın gazına geldik, şaşkın ördeklere döndük.
- Bir hafta içinde tam 3 kez dudağını, dişini, burnunu patlatmayı başardı yavru. “Biz çocuk bakamıyoruz yaa, bu zamana kadar iyi hayatta kalmış bu yavrucak” diye diye içi kurumuş bal kabağına benzedik.
Yazdım yazdım yine ne diyecektim unuttum.
Ay galiba bir yere bağlayamadım, bu yazı da parçası kırılıp takımı bozulmuş tabak gibi elimde kaldı ☺
26 Nisan 2018 Perşembe
Survivor sonrası "ilişki"den arta kalanlar
Önce şunu bi koyalım şuraya... Ve konuya gelelim.
Yavruyu 2 yaşına getirdik şükür. Bu süreçte kendi adıma gururla söyleyebilirim ki gerçek bir survivor gibi yarıştım. Açlık falan vız gelir tırıs gider; uykusuzluğa rağmen hayatta kaldım (ay bu gerçekten “hayatta kalmak” ama, yaşamak değil), sinir krizlerinin üstünden atladım, bunalımlara çivileme dalıp yüzeye çıktım, ıssız adaya düşmüşçesine sosyal yaşamdan koptum, dayanıklılık testleriyle alay eder şekilde dörtte bir ağırlığıma ulaşan yavruyu uzun mesafelerde taşıdım ve gece 547595058 kere yatağından alıp geri koydum, boynum, dirseğim, bileğim ve dizim sakatlandı ama yarışmadan çekil(e)medim, gece gündüz -hindistan cevizi değilse de- ekmek/kraker kemirdim zaman bulup yemek yiyemedim…
Dağın tepesinde cidden çalılıklara falan mı işiyorlar bilmem ama ben 2 senedir yalnız başıma tuvalete gidemedim diyebilirim, yetmedi üstüne çiş tutma rekoru da kırmış olabilirim!
Bu süreçte kimseye doyasıya çemkiremedim, trip atmaya kalksam üstüne bir de üzüldüm, üstelik tüm performansım karşılığında ne alkış, ne para, ne de ün kazanamadım.
Her sıradan anne gibi yani…
Bu süreçte kocam da eski yaşantısından koptu tabii, suratsız karısıyla uğraştı, bi’ de akşamları gelip oğluyla kudururcasına eğlendi. İç dünyasında o da bir sürü değişim, gerilim, boşluk, şaşkınlık ve bunalım yaşamıştır eminim.
Her sıradan baba gibi…
Ama aradaki farkı anlatmam için daha fazla şey yazmama gerek var mı? Bilmem, bence anlaşılıyor. Kimseye daha fazla giydirmeye gerek yok sanki.
Zaten bunu da “analar çeker yükü kimsenin bilesi yok, liiililililililillliiii” şeklinde zılgıtlı bir ağıda bağlamak için yazmadım. Sadece bir durum tespitinden yola çıkıp ilişkiden arta kalanlar kısmına gelmeye çalışıyorum.
Birkaç seferdir kocam gerilen ve bazı kısımları aşınan ilişkimize atıflar yapıyor. Bazen laf arasında bazen de günlük bir konu hakkında yazışırken bir mesajda… Hoşuma da gidiyor aslında, fark etmesi ve dile getirmesi güzel bir gelişme sonuçta. Üstelik bunu benim yapacağım şekilde “konuşmamız gereken bi’ durum var” kasıntılığına girmeden, gayet sakin bir biçimde yapması da artı on puan ediyor.
Mesela dün, ona hediye almam için bana takılmış mesajda, arkasından da “sen bana kâfisin, hiçbir şeye gerek yok” demiş… Uzun zamandır romantizm falan unutan bünyem bu güzel mesaja “kedi köpek gibi oluyoruz bazen ama çok tatlısın” şeklinde cevap verince o da hemen durum tespitini yapıştırmış; “ o da evliliğin şakaları… ama birbirimizi ihmal ettik, tabii ihmal sebebimiz dünyanın en güzel şeyi… yaa canım hatırlasana önceleri dip dibeydik her saniye …”.
Ay düşünüyorum da hakikaten öyleydik. Ben sevgisini dokunarak, yılışarak, dibine sokularak gösteren insanlardanım. Bunu çok kısıtlı sayıda kişiye yaparım, ama bu alana giren insanları da bir sevgi baloncuğuna alırım. 2 senedir buna neredeyse hiç fırsatımız olmadı. Çünkü uzun uzun oturacak, bir şeyler konuşacak, izleyecek, gezecek vakti bulamadık.
Ay düşünüyorum da hakikaten öyleydik. Ben sevgisini dokunarak, yılışarak, dibine sokularak gösteren insanlardanım. Bunu çok kısıtlı sayıda kişiye yaparım, ama bu alana giren insanları da bir sevgi baloncuğuna alırım. 2 senedir buna neredeyse hiç fırsatımız olmadı. Çünkü uzun uzun oturacak, bir şeyler konuşacak, izleyecek, gezecek vakti bulamadık.
Uykusuz baykuşa benzeyen bir yavrunun getirdiği zamansızlık ve kronik bitkinlik, büyükşehirde desteksiz çocuk büyütmek ve her şeyi mükemmel yapması gerektiğini zanneden bir annenin sakinleşemeyen beyni-bedeni buna izin vermedi.
Düşünüyorum ne değişti de bu durumu aşmaya ya da en azından gerçekten sakince fark etmeye ve telafi etmemiz gerektiğini düşünmeye başladık?
- İlki şu; artık insani standartlara yakın bir uykuya kavuştum. Kış uykusuna falan yatsam belki o kayıp süreyi ancak telafi ederim ama yine de eskiye nazaran çok daha iyiyim.
- İşe başlayıp sosyal hayata biraz daha karışınca odağım ister istemez kaydı ve gevşemeye başladım.
- Yavru gün içerisinde minicik sürelerle de olsa kendi kendine oyalanmaya, bize bir kahve içecek ya da 15 dakika sohbet edecek fırsatı tanımaya başladı.
- Yavru kendini daha iyi ifade eder, oyun kurar, birlikte bir şeyler yapmaktan anlar olunca, ortak geçirdiğimiz zamanlar da daha keyifli hale geldi.
- Rutinleri bozmasam da, dakikası dakikasına yemek, uyku, oyun planlamayı bırakmam hepimizi rahatlattı.
- Tüm bu değişimleri görünce kocam da geçen günlerin aslında ne kadar zor olduğunu bu günle kıyas yaparak anlamaya ve bana daha çok hak vermeye başladı.
Adım adım gidersek, sıra bu değişimlerden faydalanıp tamire girişmeye geliyor… Bu konuda ne yapabilirim diye kendime sorunca aklıma ilk olarak daha az söylenmek geliyor. O an söylenmekte haklı olmam, ortamın gerildiği gerçeğini değiştirmiyor çünkü… Bir de olup biten, artık geride kalan şeyleri düşünerek modumu düşürmemem gerekiyor, ne yazık ki bunu yapıyorum, hem de sıkça! Şu anne vicdanı denen şeyden de bir parça sıyrılıp nadir de olsa yavruyu hafta sonu kısa süreliğine annemlere bırakıp bir sinema, bir yemek ya da bir yürüyüş için zaman ayırabilsem eminim çok şey değişir.
Kocam ne yapabilir?
Bunu ona uzun bir liste olarak sunmayı düşünüyorum :D
11 Ekim 2017 Çarşamba
Bebek özlemek
Bugün çılgın gibi çalışırken kocamdan bir fotoğraf geldi. Şuna bak yaa yazmış fotoğrafın altına, hatta bir de kalp koymuş, hiç adeti değildir halbuki. Baktım ki yavrunun geçen kıştan kalma bir fotoğrafı… Kaç aylık olduğunu kestiremedim, ama daha bebek suratlı bir şey. Şu an evdeki 18 aylık yavru baya “çocuk” kalıyor yanında. Suratının yuvarlak pofidik halleri gitmiş, daha zeki bakışlar, çarpık bir gülümseme, ağzının içinde bir sürü yeni diş var şu anki halinde. Evet, hala dünyanın en güzel yaratığı, ama bebek değil! Değil işte! Ay oturup ağlayacaktım. Bebek bakmak zor, birazcık birazcık büyüse diye iç geçiren, sonra her akşam ayy büyümesin çok güzel diye fikir değiştiren, yine de içten içe iletişimizin artacağı günleri iple çeken ben, yavru büyüdü diye ağlayacaktım! Hâlbuki bu sabah aramızda geçen diyaloğa bayılmıştım (bak diyalog diyorummmm);
- “Oğlum neden bu kadar erken kalkıyorsun, biraz daha uyuman gerekliydi… Bak sabah olmadı hala gece”,
-“ Anne, ışık (eliyle pencereyi gösteriyor)”,
-“Evet sevgilim bak ışık yok karanlık… sabah olana kadar uyumalısın”,
-“Uyku? Karanlık, nennen”
-“Evet oğlum, nennen… Hadi biraz daha yatalım mı?”
- “Hayır(kafasını iki yana çılgınca sallıyor), kalk (kollarını havaya kaldırıyor)!”.
Bu hallerine bayılıyorum, o kendini ifade ettikçe ben hafifliyor, tedirginliklerimi geride bırakıyorum. Hele ki söylemeye çalıştıklarını şıp diye anlarsam havamdan geçilmiyor, kendimi yılın annesi ilan ediyor öpücüklere boğuyorum.
Yine de mızır mızır olduğu o minnak günlerini özlemem garip değil mi?
Ay biliyorum her anne böyle hissediyor.
Bu da “ben öyle yapmam yeeaaa” deyip de aynı yere çıktığım noktalardan biri. Yine de hayretler içindeyim; o pofuduk kedi gibi kendini sürüklediği, ağzından salyalar akıttığı, koltuğa tutunup kalkabilirse tüm suratıyla sırıttığı zamanlarını özlüyorum. Özlüyormuşum yani… Bugün daha iyi anladım.
Hep garip bulduğum hallere dönüp dolaşıp geldiğim düşünülürse, oğlunu kimseciklerle paylaşamayan çatlak kaynana modeli oluverir miyim diye işkilleniyorum.
Olmam di mi yaaa… Olmam olmam ☺
Kaydol:
Yorumlar (Atom)
Öcü!
İnsanların neden birbirine “öcü” gibi baktığını anlamakta zorlanıyorum. Ben de sıradan bir insan olarak bazı şeylere şaşırmaya, tanıma...
-
Oğlum, canım, akıllı bıdığım, tatlı sincabım, gamze suratım, her şeyim… Seni çok seviyorum, biliyor musun? Evet, biliyorsun, ne z...
-
Oğlum, canım, bin bilmişim, minik adamım, can parçam, Resmen 3 yaşındasın! Üstelik farkındasın; doğum günü sabahı doktora gitmek zorund...
-
Her zaman kaygısı yüksek bir insan oldum. Hani herkeste bir parça görülen; yeni bir ortama girince huzursuz olma, düzenini değiştirmemek iç...
-
Oğlum, canım, minik tazmanya canavarım, pofuduk poğaçam, herşeyim... 1 yaş mektubunu sürekli not aldığım o defterlere değil, buraya yazmak ...
-
İnsanın anlam arayışına dair havalı laflar edeceğim bir yazı yazmayı çok isterdim. Zaman zaman aradığım olmuyor değil, ben de kendi çapımda...
-
Sanki 10 saattir saatin 5 olmasını bekliyorum. Aslında işten 5’te çıkamam, niye 5 olmasını bekliyorum ki? Bilmiyorum. Hem neden bazı günle...
-
Çocuklardan önce bol geyik ve şamata için kullandığımız, (eski) adı “ kayınbro , elti, görümce” olan k ardeşim, eşi, ben ve kocamın olduğ...
-
İnsanların neden birbirine “öcü” gibi baktığını anlamakta zorlanıyorum. Ben de sıradan bir insan olarak bazı şeylere şaşırmaya, tanıma...
-
Az önce, yalnız bir annenin oğlunun doğum gününde yazdığı yazıyı okuyup ağladım. Öğlen de yine internette rast geldiğim bir hikayeye ağlam...
-
Oğlum, akıllı bıdıkım, ballı lokmam, hassas kalplim, yakışıklı tosbiğim, Dün 4 yaşına girdin! İlk kez doğum gününü çekirdek ailemizle k...


