26 Nisan 2018 Perşembe

Survivor sonrası "ilişki"den arta kalanlar

Önce şunu bi koyalım şuraya... Ve konuya gelelim.

Yavruyu 2 yaşına getirdik şükür. Bu süreçte kendi adıma gururla söyleyebilirim ki gerçek bir survivor gibi yarıştım. Açlık falan vız gelir tırıs gider; uykusuzluğa rağmen hayatta kaldım (ay bu gerçekten “hayatta kalmak” ama, yaşamak değil), sinir krizlerinin üstünden atladım, bunalımlara çivileme dalıp yüzeye çıktım, ıssız adaya düşmüşçesine sosyal yaşamdan koptum, dayanıklılık testleriyle alay eder şekilde dörtte bir ağırlığıma ulaşan yavruyu uzun mesafelerde taşıdım ve gece 547595058 kere yatağından alıp geri koydum, boynum, dirseğim, bileğim ve dizim sakatlandı ama yarışmadan çekil(e)medim, gece gündüz -hindistan cevizi değilse de- ekmek/kraker kemirdim zaman bulup yemek yiyemedim…
Dağın tepesinde cidden çalılıklara falan mı işiyorlar bilmem ama ben 2 senedir yalnız başıma tuvalete gidemedim diyebilirim, yetmedi üstüne çiş tutma rekoru da kırmış olabilirim!

Bu süreçte kimseye doyasıya çemkiremedim, trip atmaya kalksam üstüne bir de üzüldüm, üstelik tüm performansım karşılığında ne alkış, ne para, ne de ün kazanamadım.
Her sıradan anne gibi yani…
Bu süreçte kocam da eski yaşantısından koptu tabii, suratsız karısıyla uğraştı, bi’ de akşamları gelip oğluyla kudururcasına eğlendi. İç dünyasında o da bir sürü değişim, gerilim, boşluk, şaşkınlık ve bunalım yaşamıştır eminim.
Her sıradan baba gibi…
Ama aradaki farkı anlatmam için daha fazla şey yazmama gerek var mı? Bilmem, bence anlaşılıyor. Kimseye daha fazla giydirmeye gerek yok sanki.
Zaten bunu da “analar çeker yükü kimsenin bilesi yok, liiililililililillliiii” şeklinde zılgıtlı bir ağıda bağlamak için yazmadım. Sadece bir durum tespitinden yola çıkıp ilişkiden arta kalanlar kısmına gelmeye çalışıyorum.
Birkaç seferdir kocam gerilen ve bazı kısımları aşınan ilişkimize atıflar yapıyor. Bazen laf arasında bazen de günlük bir konu hakkında yazışırken bir mesajda… Hoşuma da gidiyor aslında, fark etmesi ve dile getirmesi güzel bir gelişme sonuçta. Üstelik bunu benim yapacağım şekilde “konuşmamız gereken bi’ durum var” kasıntılığına girmeden, gayet sakin bir biçimde yapması da artı on puan ediyor.
Mesela dün, ona hediye almam için bana takılmış mesajda, arkasından da “sen bana kâfisin, hiçbir şeye gerek yok” demiş… Uzun zamandır romantizm falan unutan bünyem bu güzel mesaja “kedi köpek gibi oluyoruz bazen ama çok tatlısın” şeklinde cevap verince o da hemen durum tespitini yapıştırmış; “ o da evliliğin şakaları… ama birbirimizi ihmal ettik, tabii ihmal sebebimiz dünyanın en güzel şeyi… yaa canım hatırlasana önceleri dip dibeydik her saniye …”.

Ay düşünüyorum da hakikaten öyleydik. Ben sevgisini dokunarak, yılışarak, dibine sokularak gösteren insanlardanım. Bunu çok kısıtlı sayıda kişiye yaparım, ama bu alana giren insanları da bir sevgi baloncuğuna alırım. 2 senedir buna neredeyse hiç fırsatımız olmadı. Çünkü uzun uzun oturacak, bir şeyler konuşacak, izleyecek, gezecek vakti bulamadık.

Uykusuz baykuşa benzeyen bir yavrunun getirdiği zamansızlık ve kronik bitkinlik, büyükşehirde desteksiz çocuk büyütmek ve her şeyi mükemmel yapması gerektiğini zanneden bir annenin sakinleşemeyen beyni-bedeni buna izin vermedi.
Düşünüyorum ne değişti de bu durumu aşmaya ya da en azından gerçekten sakince fark etmeye ve telafi etmemiz gerektiğini düşünmeye başladık?
  • İlki şu; artık insani standartlara yakın bir uykuya kavuştum. Kış uykusuna falan yatsam belki o kayıp süreyi ancak telafi ederim ama yine de eskiye nazaran çok daha iyiyim.
  • İşe başlayıp sosyal hayata biraz daha karışınca odağım ister istemez kaydı ve gevşemeye başladım.
  • Yavru gün içerisinde minicik sürelerle de olsa kendi kendine oyalanmaya, bize bir kahve içecek ya da 15 dakika sohbet edecek fırsatı tanımaya başladı.
  • Yavru kendini daha iyi ifade eder, oyun kurar, birlikte bir şeyler yapmaktan anlar olunca, ortak geçirdiğimiz zamanlar da daha keyifli hale geldi.
  • Rutinleri bozmasam da, dakikası dakikasına yemek, uyku, oyun planlamayı bırakmam hepimizi rahatlattı.
  • Tüm bu değişimleri görünce kocam da geçen günlerin aslında ne kadar zor olduğunu bu günle kıyas yaparak anlamaya ve bana daha çok hak vermeye başladı.
Adım adım gidersek, sıra bu değişimlerden faydalanıp tamire girişmeye geliyor… Bu konuda ne yapabilirim diye kendime sorunca aklıma ilk olarak daha az söylenmek geliyor. O an söylenmekte haklı olmam, ortamın gerildiği gerçeğini değiştirmiyor çünkü… Bir de olup biten, artık geride kalan şeyleri düşünerek modumu düşürmemem gerekiyor, ne yazık ki bunu yapıyorum, hem de sıkça! Şu anne vicdanı denen şeyden de bir parça sıyrılıp nadir de olsa yavruyu hafta sonu kısa süreliğine annemlere bırakıp bir sinema, bir yemek ya da bir yürüyüş için zaman ayırabilsem eminim çok şey değişir.
Kocam ne yapabilir?
Bunu ona uzun bir liste olarak sunmayı düşünüyorum :D

24 Nisan 2018 Salı

Challenge geldiiiii haaaanııımmmm! 14-15-16 !

Yine bir derleme-toplama, yine bir sorumluluk duygusundan geberiyorum şu sorulara cevap vereyim de içim soğusun yazısı… Ama mazeretim var; doktora tez gerekçemi yeniden (yeniden ve yeniden) yazıyorum! Yazıp yazıp yolluyorum, hocam okumuyor, en sonunda bakıp komisyon üyelerine yolluyor ve “en baba” hocadan sert bir zılgıt yiyoruz. Bu durum hem yaz(a)mama gerekçem oluyor hem de “gördüğünüz canlı bir rüyayı (benimki kabus sanki :/) anlatınız” sorusunun cevabı… Gecem gündüzüm bu arkadaşlar, rüya olarak bunu görüyor gündüz de bununla yaşıyorum.

15. soru ise şu an üstünde ne var diye soruyor, vuuuhuuuuuuuu! İş yerinde yazıyorum yine, soluk pembe hâkim yaka bir gömlek, dar paça bordo bir kumaş pantolon, lacivert bir ceket ve tıpkı şuna benzer lacivert bir ayakkabı;


Ne kadar da memur bir Ankara’lı ne kadar da uyumlu renk olsun delisi…

Bir de bu soruyu evde cevaplasam üstümde ne olurdu diye düşündüm bir an, sonra bir gülme geldi. Sadeleşelim, eşyanın kölesi olmayalım sloganlarıyla yola çıktığım ve aslında alt metinde “yemin ederim çamaşır yıka-as-topla-kaldır derken kafayı yicem, yakıcammm ulan bu eviii” dediğim o dönemde atılmaktan kurtulmuş iki tayttan birini ve uzunca bir tişörtü giyiyor olacaktım kesin. Ücretsiz izinde çocuk bakarken iyice salmayım, dizi çıkmış pijamayla akşamı etmeyim diye tayt giymeye başlamıştım, dışarıda hiç giymişliğim yok… Sonradan anladım ki tayt öyle havalı bi kıyafet falan değilmiş, bir de asıl ruhun salaş olmayacakmış! Neyse, bir de derseniz her şeyi atmışsın sadeleştin mi bari?, Cevap şu; yazlık-kışlık değiştirme faslında yine bir büyük çöp torbası eşya çıktı verilecek, Allah sonumu hayreylesin…

16. soru daha az yapsam dediğim şeyleri soruyor. Bu konuda yazacak çoook şeyim var, çünkü sık sık kendime fırça çekerken yakalıyorum kendimi; “Kızım manyak mısın yaa, niye böyle yapıyosun!”... Şu aralar hedefim ise; ev almak, okul seçmek ve memleketin b.ka battığı gerçeği ile ilgili daha az düşünmek, konuşmak ve endişelenmek. Şu üçünü yapsam bile nefeslerim rahatlayacak, modum düzelecek.

17. soru kendinde sevdiğin şeyleri yaz diyor. Şu an kendime büyük bir sempati beslediğim anlardan biri değil… Bunu sonraya bırakıyorum.

17 Nisan 2018 Salı

Tarihe not - memede süt bitmiş !


Bence tarihe not başlığını sonuna kadar hak ediyor bu konu! Yavru pazar günü itibariyle memeyi bıraktı!

Tüm sürecin 3-4 gün sürmüş olmasına inanamıyorum ama bitti galiba artık!

Aslında işe başlayalı aylar olduğu ve gece emzirmesini bırakalı hatırı sayılır bir süre geçtiği için aşamalandırmanın yeterli olmasını umuyordum. O yüzden ilk önce iş dönüşü yakama yapışmasını önlemeye çalıştım. Havaların bir anda iyileşmesi işime yaradı, zaten saatlerdir dışarıda olan yavru beni bahçede karşıladı biraz daha oynadık, yukarı çıkıp hemen yemek yedik, biraz daha oyun, banyo derken... Uyku vakti geldi, meme ve uyku. Rutini bozmadık. Adım adım gittik.

En büyük kıyamet sabah uyandığında ve hayır oğlum memede süt bitmiş dediğimde koptu. Hüngür hüngür ağlamaya başladı! İçim ezildi resmen ama sakin kaldım ve çizgi film rüşveti ile sorunu o anlık çözdüm. Sonraki gün sabah ağlamadı sadece huysuzluk etti bir süre...

Hafta sonu gelince öğlen uykusundan önce yine istedi ama o kadar yorulmuştu ki parkta, mızmızlanıp uyuyakaldı. Derken pazar gün akşama kadar uyku öncesi tek bir meme seansı ile geldik. İki üç gün daha böyle devam edip son seansı da kesmeyi planlıyordum ama baktım ki pijamaları giydikten sonra üstüme atlamadı, bana bir deli cesareti geldi. Haydi uykuya oğlum dedim ve beklediğim soru geldi; "meme?" .

Karanlıkta önce su içirdim ve sonra tekerleme gibi tekrarlayıp durduğum cümleyi söyledim en tatlı sesimle " sen artık meme emmiyorsun oğlum... Memede süt bitmiş, hiç kalmamış. Meme yorulmuş. Artık büyüdün, ihtiyacın yok!" . O da benimle birlikte tekrarladı, mızırdandı, sonra sakinleşti, sonra ağlamaklı oldu, sonra ninni istedi, sonra ısrar etti ve en sonunda sakince uyudu!

Ben de o uyuyunca içeri geçip içimi çeke çeke ağladım!

Acaba onu bu süreçte üzdüm mü diye düşünüp ağladım önce... Ama içten içe ağlamamın nedeninin bu olmadığını biliyordum. Beklediğime kıyasla çok çabuk ve çok kolay bitmişti bu süreç, şaşkındım. En önemlisi de benim süt kuzusunun aslında kocaman olduğunu bir kez daha anlamam beni duygulandırmıştı.

Son aylarda artık yeteeerrrr diye gezmeme rağmen böyle etkilenmem de anneliğin tuhaf şakalarından biri olsa gerek.

Bu da tarihe not olarak burada dursun, 15 nisanda 2 yaş 1 haftalıkken yavru memeyi bıraktı.

9 Nisan 2018 Pazartesi

2 yaş mektubu

Oğlum, canım, akıllı bıdığım, tatlı sincabım, gamze suratım, her şeyim…


Seni çok seviyorum, biliyor musun?

Evet, biliyorsun, ne zaman içim titreyerek seni sevdiğimi söylesem kollarını açarak geliyor ve boynuma sımsıkı sarılıyorsun. Doğum gününden 2 gün önce ilk kez bana beni sevdiğini söyledin. Sabah yatak keyfi yaparken üstüme tırmanıp uzandın, başını boynuma gömdün ve “ Annesi, seni çok seviyom” dedin. Kalbim yerinden çıkacaktı, duydun mu?
İki yaş senin için bir şey ifade ediyor mu bilmem -zaten sorduğumuzda 3 yaşında olduğunu iddia ediyorsun- ama benim için çok garip bir dönüm noktası. Yaşın 2 olunca bir anda büyüdün sanki! Durmadan bıdır bıdır konuşman, küçülen tombul yanakların ve göbeğin, uzayan boyun, bazen beni dumura uğratan 2 yaş krizlerin değil de, yaşının resmi olarak 2 olması beni biraz sersemletti. Son bir aydır aşırı duygusalım. Seni bunaltacak kadar çok sarılıp kokluyor, durmadan öpüyorum. Minik bebeğimin artık bir çocuğa dönüşüyor olması karşısında çok şaşkınım. Hâlbuki bu hallerinden o kadar keyif alıyorum ki!
İstediklerini böyle net ifade etmen, yaptığım açıklamaları tamamen anlaman, işbirliğine açık bir çocuk olduğunu gösteren ipuçları vermen, giderek daha belirgin hale gelen duygusallığın, durmaksızın konuşman, bana resmen arkadaşlık etmen, kendine güvenin, merakın her halin her tavrın… Hepsinde ayrı eğleniyorum, her halini ayrı seviyorum. Akşamları “imonlu çay ver annesi” deyip koltuğa yerleşmen ve çay diye uzattığım limonlu suyu serçe parmağın havada içmen beni öyle çok güldürüyor ki! Seni çok sıkıştırdığım zaman elini net bir şekilde kaldırıp “Dur annesi! Dur bekle!” demen aslında seni daha da çok mıncıklama isteği uyandırıyor bende. Öğlen ve akşam uykularına artık direnmeden gitmen; “oğlum artık yatalım mı?” dediğimde “hadi odamıza gidelim annesi” deyip önüme düşmen sevinçten çıldırmama neden oluyor! İnatlaşmalar, diretmeler de var, olmaz mı?! Ama inan o hallerini bile seviyorum, o anki sinirim azıcık yatışınca çoğu kez seni anlıyorum. Üstelik “ben burdayım, varım!” demek için yaptığın o hareketlerine –evet kabul zor da olsa- saygı duyabildiğim için kendimle gurur duyuyorum. “Parka gidelim” cümlesini saniyede 5 kere tekrar edip de aşağı indiğimiz zamanlarda oyuncaklara sırtını dönüp, bulduğun ilk toprak birikintisine dalmanı ve sıkılana kadar belki bir saat oynamanı komik buluyorum. Mutfak işlerine olan aşırı merakın için umarım bu konuda babasına benzer demekten kendimi alamıyorum. Kudurmalı oyunlarına baban kadar iyi eşlik edemesem de, dakikalarca şarkı söyleyip tepinerek dans etmek ve üst üste birkaç tane kitap okumak konusunda beni tercih ettiğin için gizli gizli övünüyorum. Daha neler neler yazabilirim buraya… Hepsi aynı şeyi söylüyor aslında; ben seninle her an çok mutlu oluyorum.
Bir de, biliyor musun, sen büyüdükçe, sende “zor” bulduğum her şeyin aslında “bana zor geldiğini” daha iyi anlıyorum. Bunlardan bazıları geçti, bazıları devam ediyor ama artık arkasındaki nedenleri görebiliyor, nedenini çözmediklerimi ise öylece kabul edebiliyorum. 1 yaş mektubunda da yazmıştım ya, ben seninle büyümeye ve değişmeye devam ediyorum.
Kalbime sığmayacakmış gibi gelen sevgin, burnumdan gitmeyen mis kokun ve hep gözümün önündeki kocaman gülümsemen bana can katıyor. Kalbim senin yanındayken iyi ki varsın, iyi ki benimsin diye atıyor. Bunları sana hissettirmek için çabalamaya ve daima söylemeye devam edeceğim. Mutlu yaşların olsun oğlum, çok huzurlu uzun bir ömrün olsun.
Eskiler tek cümleyle hepsini özetlemiş; ayağına taş değmesin kuzucuğum!
İyi ki doğdun yavrucuğum!

3 Nisan 2018 Salı

Challenge geldiiii haaanııımmm - 13

13. soru kendimi tutmama, çekinmeme neden olan şeyleri soruyor.
Genelde düşüncelerini çok da içinde tutan bir insan değilim. Her şeyin lisan-ı münasiple söylenebileceğini düşünürüm. Yanlış bir şey söylemek ya da karşı çıkılmak konusu beni pek endişelendirmez. Fakat bazı durumlar oluyor ki, içimde çığlık koparken konuşmamak için kendimi tutuyorum. Mesela şu durumlar tam kendini tutmalık;
  • Karşında, ne olursa olsun kafasına laf gitmeyecek biri varsa,
  • İletişim olanaklarını kökünden yok edecek “biz bu işin piriyiz, biz şöyleyiz, biz böyleyiz….” cümlesiyle ağzını açmış, dünyanın geldiği noktanın kendisinin ulaştığı son nokta olduğunu zanneden biri varsa,
  • Adam katıksız cahilse,
  • Bilerek sinirlerimi germeye çalışan ve bundan çıkarı olan biri varsa,
  • Annem yine çok sinirliyse ve ver Allah babama söyleniyorsa,
  • Tamam, hepimiz çocuğumuzu dünyanın en harika şeyi olarak görüyoruz, ama karşımdaki bu teorisine yürekten inanan ve bunu herkese kabul ettirmeye niyetli olan bir anne kadınsa,
  • Karşımda gözümün içine baka baka yalan söyleyen bir emlakçı varsa (emlakçı demem boşsa değil, bu ara 100 tanesiyle falan tanıştım),
  • Konuşma, her 30 saniyelik karşılaşmamızda bir şekilde konuyu memleketin nasıl kötü yönetildiğine getirerek ve aynı zamanda apartmanla ilgili her şeye ama her şeye söylenerek rahatlayan apartman yöneticimizle geçiyorsa,
  • Dengesiz ilişkilerindeki dengesiz durumları anlatan ve bu dengesizliğin dile getirilmesinde asla memnun olmayacak, önerimi ciddiye almayacak ya da bana ağladıktan sonra kalkıp karşıdakiyle barışacak biri konuşuyorsa,
  • Yavru milisaniyeler içerisinde karar değiştirerek her şeye ağlamaya başladıysa….
Kendimi tutuyorum.

Çünkü kelimeler gereksiz, kelimeler boş.

Bu konuşmalar gerçekleşirken durumuna göre şu 3 şeyi yapıyorum;
  • Sakince dinleyip, o sırada içimden yardırıyorum: "heee gerizekalı, heee, en iyisi sensin tamam, bi harikasın, bulunmaz hint kumaşısın... Sana laf anlatarak 3 saniyemi bile harcayamam sus da gidelim işimize bakalım"
  • Suratımda nazik bir gülümseme ile başka şeyler düşünüyorum: "bugün mont giysem iyiydi yaa şimdi servis beklerken üşüyecem... Aaa şu arkadaki geçen gün kavga eden çift degil miii? Oğlan erken uyusa da yatmadan bir iki bölüm dizi izlesek... Ay! Ne sordu ki yaa! Cevap da bekliyoooo!"
  • Kilitlenmek: "saygılı ebeveynliğine de bağlanmasına da başlıycam şimdi aaaaaoooooağğğ!"

Öcü!

İnsanların neden birbirine “öcü” gibi baktığını anlamakta zorlanıyorum. Ben de sıradan bir insan olarak bazı şeylere şaşırmaya, tanıma...