İnsanların neden birbirine “öcü” gibi baktığını anlamakta zorlanıyorum.
Ben de sıradan bir insan olarak bazı şeylere şaşırmaya, tanımadığım şeylerden korkmaya, bazı durumları garipsemeye devam ediyorum. Evet, elbette bunları yapıyorum! Fakat anlamaya da gayret ediyorum. Anlayamıyorsam da önyargı oluşturmamak için merak ediyorum. Bu meraktan hareketle bazı şeyleri daha iyi anlayabileceğimi düşünüyorum; o şartları, o kişinin/olayın neden bu şekilde geliştiğini merak etmek yoluyla anlamlandırmaya çalışıyorum. Öyle ya, onun geçtiği yolları öğrenerek ve kendimi yerine koyarak yeniden tartmaya çalışıyorum durumu. Böylece kimseye hakaret etmeden, küçümsemeden, “itmeden” kendi küçük dünyamda çözmeye çalışıyorum.
Geçen hafta başında çok bozulduğum bir olay oldu. Resmi bir çalıştayda görevliydim, öğle arası yemek yiyoruz. Masadaki diğer 3 kişi de, 1’den 3’e kadar ölçekle yakın olduğum kişiler. Masada beni bilmeyen yok en azından. Yemeğin sonlarına doğru, en yakın olduğum arkadaşım sorumlu amiri aradı şöyle bir, bulamayınca da bana dönüp “Mızmız öğle ezanı kaçta okunuyor ki? Acaba namazda mı?” diye sordu. Ben de cevap verdim. Diğer ikisinden biri “aaaa, Mızmız bilir mi?” diye mırıldandı. Kafamı kaldırıp bakmak istemedim, çünkü o surat ifadesini görmekten hoşlanmayacağımı biliyordum. Sonra masada bir müddet tuhaf bir hava oldu.
O an çok takmadım ama sonradan sinirim bozuldu. Çok basit bir olay olduğunun farkındayım ama dakikalar sonra hala devam eden kaçamak bakışlar ve yüzüme bakmaksızın devam eden konuşmalar sonradan bana çok battı.
“Siz benim neye inanıp inanmadığım ya da inancıma göre hareket edip etmediğim hakkında bilgi sahibi değilsiniz. Aslında bu bilgiye ihtiyacınız da yok. Ben sizinkini hiç merak etmedim, çünkü sizinle arkadaşlık etmemin nedeni “arkadaşlık etmeye yeter ve değer” insanlar olmanızı düşünmem. Bu yargıyı oluştururken baz aldığım kriterler de bambaşka” demeyi çok istedim.
Ankara’ya gelmeden önce çalıştığım şehirdeki en yakın arkadaşım –hala öyle- ile bu konuyu hiç konuşmadık. Benim inandığım gibi inanmadığını biliyorum. Ağzımızdan otomatik çıkan “inşallah” lafını bile kullanmaktan imtina ettiğini düşünürsek, bunu nasıl bildiğime ilişkin detayları vermeme gerek kalmaz belki... Ama bu aramızda asla mevzu edilmedi. Biz onunla birbirimizin evinde kaldık, aileleriyle tanıştık, yolculuk yaptık, hastayken bakıcılık ettik, borç alıp verdik, ağladık, güldük, gezdik tozduk, sırlar paylaştık. Hiç rahatsız olmadım. O da ben yanında ibadet ederken hiç istifini bozmadı. O gün masadakilerin yaptığı gibi dış görünüşümle çakıştığını düşündüğü hususları değil diliyle, bakışlarıyla bile hissettirmedi.
Olabiliyor yani, mümkün.
Konu buradan çıktığı için birkaç laf daha edeyim istiyorum, aslında tabii ki konu sadece inanç ya da ahlak değil fakat özellikle bu konuda insanların birbirlerine bir şeyler söylemelerine çok çok bozuluyorum. O “bir şeyler” den kastım; dalga geçmek, aşağılamak ya da hor görmenin sinsice gerçekleştirilmiş hali. Bir cümle arasına serpiştirerek, bir instagram gönderisinde ayar vererek ya da ne bileyim ötekileştiren benzetmelerde bulunarak söylenmiş şeyler yani… İnsanı çok derinde bir yerden incitecek böyle bir şeye neden ihtiyaç duyuyoruz ki?
Sadece bu değil… İnsanları cinsel kimlikleriyle, aileleri ya da paralarıyla, gittikleri okulla, giydikleriyle, seçtikleri sevgilileriyle, tuttuğu takımla bile yargılayan insanlar var. Tekrar söylüyorum; benim de sınırlarım, yanlışlarım, korktuklarım ve anlayamadıklarım var. Ama kendimi tutmaya çalışıyorum! Düşünmeye, anlamaya, hiç birini beceremezsem mesafemi koruyarak olduğu gibi kabul etmeye çalışıyorum! İtiraf edeyim, çocuk sahibi olduktan sonra her şeyde olduğu gibi bu konuda da sınırlarımı biraz daha genişlettim. Biraz daha anlamaya yatkın, biraz daha kabullenici, biraz daha sevgi vermeye hazır… Bilmiyorum, şu atmosferde hoşgörülü bir birey olarak yetiştirebilecek miyim kendi çocuğumu, gerçekten bilmiyorum. Ama öyle olmasını, hatta benden daha açık fikirli, daha esnek olmasını yürekten diliyorum.
Bir gün, tanıdığını sandığı insanların tuhaf tepkileriyle karşılaşmaz ya da o tepkiyi gösterenlerden olmaz umarım…
