ev kredisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ev kredisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Ağustos 2018 Cuma

Bu kez ne dilediğime dikkat ettim!

Günlerdir içimde bir sıkıntı ile tatlı heyecan boğuşuyor. Bir heyecan, bir sıkıntı galip geliyor. “okulun ilk günü karnı ağrıyan çocuk” sendromuna girdiğime göre sanırım sıkıntı ve korku daha baskın. Eh kolay değil, uçan kuşlara, martılara ve bankalara boyumdan büyük borcum var artık! Niye? Durduk durduk memleketin şu cafcaflı batış döneminde ev almaya kalkıştık!
Nasıl bir mantıkla bunu yaptık bilmiyorum, galiba mantığı falan yok… Bu şartlarda ev alamayacağımıza kanaat getirince bari 1+1 daire alalım, hem annemler yavruya baktıkları sürece içinde otursunlar böylece şu an oturdukları daire için ödediğimiz kiranın üstüne biraz kredi eklemiş ve yatırım yapmış oluruz dedik. Tabii ev aramaya başlayınca bu aşırı zekice fikrimiz elimizde patladı çünkü ya fiyatlar, ya tapu durumları, ya konumlar uyuşmadı… Derken öylesine ziyaret ettiğimiz bir firma ellerinde 1+1 olmadığını, 2+1 daireleri de bitirdiklerini, fakat uygun fiyata bir başka daireleri olduğunu söyledi. Örnek daireyi gezdik, sevdik.
“3+1 diyorlar ama olsa olsa 2,5+1 olur orası… Olsun, olsun çok sevimli. Ay ne güzelmiş, aamaaan ne olacak yeter bize……” falan derken bir baktım ki adamlardan fiyat alıyoruz. Ertesi gün ise kumbaradaki bozuklukları bile saymış, oradan borç, buradan harç bulmuş kapılarına dayanmışız… pazarlık, kavga kıyamet derken gerisini hatırlamıyorum..! Bugün üstüme dev bir konut kredisi tanımladılar, kafam sepet olmuş geziyorum. İnşallah bir aksilik çıkmazsa iki haftaya kalmaz tüm ıvır zıvırlar bitecek, sonbaharda da taşınacağız. Şaka gibi!
Evi almayı konuşmaya başladığımızdan beri kendimle dalga geçiyorum; evrenden ne istediğine dikkat et diye boşa uyarmadı seni kitaplar, vay sadeleştim vay sadeleşeceğim, aman eşyaları attım keşke hepsini atsam derken al bakalım! Kuş yuvası kadar ev! Sıkıysa sadeleşme!
Biraz temsili biraz gerçek!
Şimdi düşünüyorum da, oturduğumuz evi çok sevdiğim ve rahat ettiğim halde, son birkaç aydır iyice bunalmıştım. Bir türlü toplanmamasından, çok büyük olduğu için sadece bir hafta sonu temizliğinin saatler istemesinden, kendimize ait olmadığı için duvarına bir fotoğraf bir tablo asamamaktan sıkılmıştım. Küçük ve pratik olsun, sıcacık olsun, benim olsun diyordum içimden. Bu sefer de biraz fazla küçük oldu ama sağlık olsun! Bak insan ne tuhaf, isteyip de ayağına geleni bile kabul etmekte zorlanıyor. Şimdi bu durumu bir meydan okuma gibi değil de, bir fırsat gibi değerlendirmek gerek diye geçiriyorum içimden.
Bu durum az eşya, az harcama, az telaş, bol bereket, bol şükür, bol muhabbet için bir yoldur dilerim!
İsteklerimizle, çevremizde görünce sahip olmalı/yapmalı/almalıyız sandığımız şeylerle, kendi kendimizi ne kadar zorladığımızla ilgili düşünüp duruyorum bir haftadır.
Hakikaten bunu niye yapıyoruz?
Kendim istediğim, gidip talip olduğum ve birkaç yıl boyunca kazancımı oraya bağlamayı kendim göze aldığım halde neden daha işin başında acaba yeter mi bize diye düşünüyorum?
Neden yetmeyeceğini zannediyorum?
Evet, her şeyin bunca pahalı olması ve sırf bir ev almak uğruna insanın kazandığını dilediğince harcayamayacağını düşünmesi bir haksızlık. Fakat memlekette durum bu. Daha fazla deşmeye gerek var mı?
Bu kısım tamamsa, işte geriye az önce bahsettiğim o diğer konu kalıyor. “Yetmez” fikrini içimize sokan “dışarı”dan arınmak gerekiyor. Kendini, eşyayı, etrafı bu kadar önemsememek gerektiğini bir daha anlıyorum. Sağlıkta, afiyette olalım, huzurumuz, vaktimiz, kazancımız bereketli olsun, neşemiz etrafımıza saçılsın. Asıl bunlar çok olsun.
Kısaca ağzımızın tadı yerinde olsun. Başka neye ihtiyacımız var?

10 Temmuz 2017 Pazartesi

Abaküsle ev almak

"Başımızın üstünde bir çatı olsun"dan, "sitenin fitness merkezi var mı, ooouvvv yoksa başka yer bakalım?" a, nasıl ve ne ara geçtik bilmiyorum. Çoğul konuştum ama şahsım iki gruba da dahil değil aslında, jenerasyon farkı belli olsun diye yazdım öyle... Annemlerin zamanında efsane yokluk hikayeleri var, bizde de o yokluktan eser yok ama sürekli bir yetmeme hali var!

Biz karı koca memur çocuğuyuz, annelerimiz ev hanımı. İhtiyaçlarımızı belirtirken "Babam maaşı alınca şunu alabilir miyiz?" diyerek büyüyen çocuklarız. Hoş, kocamın ailesi çok kalabalık, o bu fırsata bile zor erişmiş ya...

Neyse uzatmayım, bir şekilde okuduk çabaladık, KPSSler, mülakatlar ve diğer bütün sınavlar sonunda biz de anlı şanlı (çünkü memurluk da mühim bir şey gibi öğretildi) memur olduk!!! Büyük şehirde iyi birimlerde çalışıyoruz. Maaş mı? Çok değil ama memurluğu göz önünde tutunca az da değil. 

Peki neyimiz var? 4 senelik evliliğimiz sonunda bir araba sahibi olduk ancak.


Başını sokacak bir evin olsun aman kira verme cümlesini daha çocukluktan beynimize beynimize işledikleri için ev alma peşindeyiz. Bu bir çeşit yük bir çeşit kambur oldu sanki sırtımızda. O evi almamız lazım... Almazsak olmaz. İki maaşlı her memur gibi, birimiz maaşı oraya bağlamalı ve o evi almalıyız.

Ama alamıyoruz. 

Yahu yarım milyon lira diyorlar bir apartman dairesine! Yarım milyon diyorum huuuu! Apartman dairesi diyorum! Ankara'nın en nezih semti falan da değil ha burası, oraları hiç bilmiyorum...

Adamın evinin önünde göl var, bizim apartmanın önünde de betondan ve taştan yapılmış fıskiyeli şelale var nooolmuş

Eli yüzü düzgün, makul büyüklükte bahçesi (e çocuk var ne yapalım) ve otoparkı olan, 3+1, mutfağına 3 kişi girince birinin havaya yükselerek yok olması gerekmeyen, çocuk odasına çocuğun sadece bacağının falan değil de yatağı ve gardrobunun sığabildiği, böyle aşağı bakınca, bu yokuştan uçuşa geçsek 2 dakikaya işe ulaşırız aslında demeyeceğin düzlükte, yan komşum gece beni keser mi diye endişelenmeyecek kadar güvenilir bir muhitteki evlere en aşağı 350 bin lira diyorlar. Hepsini kredi çekmek mümkün değil ya, çektin farz et, faiziyle sana en az yarım milyona geliyor! Vay arkadaş ne milyonmuş, hepimiz çılgınca zengin miyiz neyiz o paraya ev sahibi oluyoruz!

Satın alabileceğimiz "dayre" 

Benim aklım ya da matematiğim bunu almıyor. Kocayla kavga halindeyiz. İşe geri dönmeme sayılı haftalar kala ev de ev diye başladı yine... İlk maaşla birlikte hemen ev bakmaya başlamalıymışız, gelen para gidiyormuş yoksa... Bak o doğru, gidiyor, hem de hiç hayrını görmeden. Bunu da çözemiyorum. Çünkü lüks sayılabilecek neyin var desen "kesme dondurmanın yanına kağıt helva alıyorum çocuk uyurken tost yapıp yiyorum, o sayılır mı?" diye soracak durumdayım. Ama yine de buharlaşan parayı tutmanın yolu ev alacağım diye kırılıp geçmek midir bilmiyorum. 

Kazandığımız para bir yanılsama gibiyse; ya berbat ekonomik koşullara sahip bir ülkede yaşayan zavallı insanlarız, paramızın alım gücü temel ihtiyaçlarımızı karşılasa şanslı sayılıyoruz, ya da cidden hesap kitap yapmayı bilmiyoruz bi abaküs alıp baştan başlamalıyız...

Her akşam aynı şeyleri konuşmaktan gına geldi ama bu sefer para niye hiçbir şeye tam yetmiyor sorusunu kocayla biraz daha irdeleyeceğim. Belki bir ışık yanar... Malum, en iyi aydınlanmalar kavgalardan sonra gelir (umarım sadece bana öyle olmuyordur), kafamın içi biraz düzene girerse bir özet geçerim kendim için bloga... Para niye yetmiyoru çözersem belki ev sahibi olamasak da birazcık konfor sahibi oluruz böylece.

Öcü!

İnsanların neden birbirine “öcü” gibi baktığını anlamakta zorlanıyorum. Ben de sıradan bir insan olarak bazı şeylere şaşırmaya, tanıma...